92406 kayıt bulundu.
su çıkrığı
1. isim , isim , isim , isim , Kuyudan kovayı çekmeye yarayan ve el ile çevrilen araç
2. İplik bükme, iplik sarma vb. işlerde kullanılan, el veya ayakla çevrilen dolap
3. fizik , fizik , fizik , fizik , Ağır bir şeyi çekecek ipin sarılmasına yarayan ve bir eksen üzerinde uzunca bir kolla çevrilerek dönen silindir
1. isim , isim , isim , isim , Çıkrık yapıp satan kimse
2. Elyaf fitillerini incelterek iplik veya elyaf yünü durumuna getiren ve boş makaralara saran bir makine
1. isim , isim , hayvan bilimi , hayvan bilimi , isim , isim , hayvan bilimi , hayvan bilimi , Bir tür ördek
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Çıkrığı olan
1. Bahçede bir de çıkrıklı kuyu olacak.
1. Bahçede bir de çıkrıklı kuyu olacak.
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Çıkrığı olmayan
1. ... yayvan bir incir ağacı ile çıkrıksız bir kuyu ve duvar kalıntıları kararmış olan yangın yerine bakıyordu.
1. ... yayvan bir incir ağacı ile çıkrıksız bir kuyu ve duvar kalıntıları kararmış olan yangın yerine bakıyordu.
girdisi çıktısı
1. isim , isim , ticaret , ticaret , isim , isim , ticaret , ticaret , Üretim sonucu ortaya çıkan ürün, girdi karşıtı
2. Artık
1. Sanayi çıktısı.
1. Sanayi çıktısı.
3. bilişim , bilişim , bilişim , bilişim , Bilgisayarda yazılan bir metnin kâğıda dökülmüş biçimi, çıkış
4. Mezuniyet belgesi
1. isim , isim , hayvan bilimi , hayvan bilimi , isim , isim , hayvan bilimi , hayvan bilimi , Orman tavuğugillerden, eti için avlanan, ormanlarda yaşayan bir kuş, dağ tavuğu (Tetrastes bonasia)
1. isim , isim , isim , isim , Çoğunlukla yüzde oluşan kahverengi küçük benekler
2. Aynada oluşan leke
3. Bitki köklerindeki kıla benzer ince uzantılar
4. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Tüyünde küçük benekler bulunan (hayvan)
1. Çil horoz.
1. Çil horoz.
çil çil
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Yeni ve parlak (para veya altın)
1. Anneme elli çil altın bıraktılar.
1. Anneme elli çil altın bıraktılar.
1. sıfat , sıfat , sıfat , sıfat , Pırıl pırıl, parlak
1. Kaptan da çil çil altınları görünce yumuşadı.
1. Kaptan da çil çil altınları görünce yumuşadı.
1. toplu olarak bulunan insanların her biri bir yana dağılmak
1. Aralıkla sekiz dokuz çocuk çıkıp çil yavrusu gibi dağılıp gittiler.
1. Aralıkla sekiz dokuz çocuk çıkıp çil yavrusu gibi dağılıp gittiler.
cila topu, cila yağı, mum cilası, tabanca cilası
1. isim , isim , isim , isim , Bir şeyi parlatmak için kullanılan kimyasal bileşik
2. Parlaklık
3. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Bir şeydeki aldatıcı, göz boyayıcı durum
4. mecaz , mecaz , mecaz , mecaz , Gereksiz süs, gösteriş
5. argo , argo , argo , argo , Sert içkiden sonra içilen hafif içki
Lisan : Arapça cilāʾ
Telaffuz : cila:, l ince okunur
1. argo , argo , argo , argo , içilen içkinin etkisini azaltmak veya artırmak amacıyla bir şey içmek
1. isim , isim , isim , isim , Cila eriyiğini yüzeye sürtmede kullanılan, dışı dokuma bezden, içi yıkanmış yün veya pamuktan hazırlanan topaç
1. aydınlatmak
1. Çocukluk günlerin hatırası zihinlerine cila vermişti.
1. Çocukluk günlerin hatırası zihinlerine cila vermişti.
Ön Takı : (bir şeye)
1. isim , isim , isim , isim , Cila topunun, cilalanacak yüzeyde kolayca kaymasını sağlayan, asitsiz, renksiz ve reçinesiz ince yağ
1. -i , -i , -i , -i , Cila sürerek parlatmak, cila vurmak
1. Zehra, lame balo pabuçlarından görünecek olan ayak tırnaklarını da cilaladı.
1. Zehra, lame balo pabuçlarından görünecek olan ayak tırnaklarını da cilaladı.
2. argo , argo , argo , argo , Övmek
3. argo , argo , argo , argo , Tat katmak
1. Akşama Canfendi'nin yaptığı bu lezzetli yemek, rakıyı ve eğlenceyi cilalamıştı.
1. Akşama Canfendi'nin yaptığı bu lezzetli yemek, rakıyı ve eğlenceyi cilalamıştı.